30 Eylül 2026 Çarşamba
AK Parti Zonguldak Merkez İlçe Başkanlığı’nda merakla beklenen süreç sona erdi. Sezer Köroğlu’nun görevinden ayrılmasının ardından yeni başkanın kim olacağına ilişkin yürütülen değerlendirmeler sonucunda Hüseyin Uzun, AK Parti Zonguldak Merkez İlçe Başkanı olarak görevlendirildi.
Yeni başkanın belirlenmesi için yürütülen süreçte Hüseyin Uzun, Burhan Onuk ve Murat Kulaç AK Parti Genel Merkezi’ne davet edilmişti.
Genel Merkez’de gerçekleştirilen görüşme ve değerlendirmelerin ardından karar netleşti. AK Parti Zonguldak Merkez İlçe Başkanlığı görevi Hüseyin Uzun’a verildi.
Görevi devralmasının ardından Uzun’un önümüzdeki günlerde yeni ilçe yönetimini oluşturması ve teşkilat çalışmalarına hız vermesi bekleniyor.
AK Parti Zonguldak Merkez İlçe teşkilatında yeni dönemin nasıl şekilleneceği, Uzun’un oluşturacağı yönetim kadrosu ve izleyeceği çalışma programı ise önümüzdeki süreçte netlik kazanacak.
Zonguldak siyasetinde gözler şimdi Hüseyin Uzun’un oluşturacağı yeni yönetimde.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları, Zonguldak’ta AK Parti teşkilatlarının ve AK Partili belediyelerin tutumunu yeniden gündeme taşıdı.
Erdoğan, 28 Eylül’de gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada son derece net ifadeler kullandı:
“Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur.”
Erdoğan bununla da yetinmedi.
“Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, milyarlarca liralık yolsuzluk iddialarını savunmak için meydan meydan dolaşanlarla AK Parti’nin mukayese edilmemesi gerektiğini söyledi.
İşte asıl soru burada başlıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu bu yaklaşım yalnızca Ankara’daki gelişmeler için mi geçerli?
Yoksa AK Parti’nin il ve ilçe teşkilatları ile AK Partili belediyeler için de aynı hassasiyet geçerli mi?
Zonguldak’ta son dönemde belediyelerle ilgili kamuoyuna yansıyan çeşitli tartışmalar, uygulamalar, harcamalar ve hizmetlere ilişkin eleştiriler ortadayken AK Parti teşkilatlarının bunları ne kadar yakından takip ettiği merak ediliyor.
Kamuoyunun bilmek istediği çok basit:
Bu soruların hiçbirinin cevabı kamuoyunun kafasında soru işareti bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş değilse, AK Parti teşkilatlarının Erdoğan’ın sözleri doğrultusunda daha açık ve şeffaf bir tutum sergilemesi bekleniyor.
Erdoğan’ın açıklamasındaki en dikkat çekici ifadelerden biri de şu oldu:
“Kimse bizi başkalarıyla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz.”
O halde Zonguldak kamuoyu da doğal olarak şu soruyu soruyor:
Eğer bir AK Partili belediye hakkında ciddi bir iddia veya kamuoyunda karşılık bulan bir soru işareti varsa, teşkilatın görevi bunu görmezden gelmek mi, yoksa araştırmak mı?
Eğer ortada hiçbir sorun yoksa bunun açıklanması da son derece kolay.
Belgeler ortaya konulur.
İddialar cevaplandırılır.
Kamuoyu bilgilendirilir.
Ve konu kapanır.
Ancak hiçbir inceleme yapılmıyor, hiçbir açıklama yapılmıyor ve kamuoyunun soruları cevapsız bırakılıyorsa, bu kez daha büyük bir soru ortaya çıkar:
“Neden?”
AK Parti teşkilatları açısından bir başka önemli mesele de bu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Zonguldak’taki her belediyede yaşanan her gelişmeyi tek tek bilmesi elbette beklenemez.
İşte tam da bu noktada il başkanlarına, ilçe başkanlarına ve teşkilatlara önemli bir sorumluluk düşüyor.
Genel merkez sahadan bilgi bekliyorsa, sahadaki teşkilat neyi raporluyor?
Hangi belediye hakkında hangi şikâyetler var?
Hangi konuda vatandaş rahatsız?
Hangi hizmetle ilgili soru işaretleri bulunuyor?
Hangi iddialar araştırıldı?
Hangileri araştırılmadı?
Bunların cevabı teşkilatların sorumluluğundadır.
Daha sert soru ise burada başlıyor:
AK Parti il ve ilçe yöneticileri, belediye başkanlıklarının siyasi geleceğini korumak adına bazı konularda sessiz kalıyor olabilir mi?
Bu elbette bir iddia ve cevaplanması gereken bir soru.
Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu ölçü açık:
“Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkının yenmesine göz yumarız.”
O halde aynı hassasiyetin Zonguldak’ta da gösterilmesi beklenir.
Bir belediye başkanı AK Partili olduğu için eleştirilerden muaf olamaz.
Bir teşkilat yöneticisi partisinin belediyesini korumak adına kamuoyunun sorularını görmezden gelemez.
Tam tersine, parti yönetiminin kendi belediyesini daha yakından takip etmesi gerekir.
Çünkü varsa bir sorun, bunu ilk önce teşkilatın görmesi gerekir.
Biz buradan AK Parti Zonguldak İl Başkanlığı’na, ilçe başkanlıklarına ve ilgili teşkilat yöneticilerine açıkça soruyoruz:
Zonguldak’taki AK Partili belediyeler hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar ve eleştiriler araştırılıyor mu?
Araştırılıyorsa hangi sonuçlara ulaşıldı?
Genel merkeze rapor sunuldu mu?
Vatandaşın şikâyetleri gerçekten dinleniyor mu?
Belediye başkanlarından hesap sorulması gereken bir konu varsa soruluyor mu?
Ve en önemlisi:
Bu soruların cevabını kamuoyu bekliyor.
Biz de takip ediyoruz.
Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği gibi mesele bir parti meselesi değilse, mesele milletin hakkı, hukuku, malı ve mülküyse, siyasi kimlik ne olursa olsun aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekir.
AK Parti’nin Zonguldak teşkilatları ve belediyeleri için de ölçü bu olmalıdır.
Aksi halde yarın çok daha basit bir soru sorulur:
Kilimli’de son dönemde adı daha fazla duyulmaya başlayan Kilimli Yerel Eylem Grubu Derneği, şimdi de yaptığı alımlar, yayımladığı tedarik ilanları, aldığı kamu desteği ve yönetim yapısıyla kamuoyunun dikkatini çekmeye başladı.
Sorular basit:
Bu dernek bugüne kadar Kilimli için ne yaptı?
Kaç faaliyet gerçekleştirdi?
Bu faaliyetlerin toplam maliyeti ne kadar?
Derneğe aktarılan para ne kadar ve nereye harcanıyor?
Alımlar hangi firmalardan yapılıyor?
Teklifler kaç firmadan alınıyor?
İhalelerde ve satın almalarda rekabet nasıl sağlanıyor?
Ve en önemlisi:
Kilimli halkı bütün bu süreçleri gerçekten biliyor mu?
Konunun en dikkat çekici noktalarından biri ise para boyutu.
TKDK kaynaklarına yansıyan bilgilere göre Kilimli Yerel Eylem Grubu Derneği, IPARD III kapsamında LEADER yaklaşımı çerçevesinde 14,8 milyon TL tutarında desteğe hak kazandı. Söz konusu desteğin yüzde 100 hibe olarak sağlanacağı açıklandı.
Yani ortada küçümsenmeyecek bir kamu kaynağı var.
İşte tam da burada kamuoyunun sorması gereken soru ortaya çıkıyor:
Bu 14,8 milyon TL hangi faaliyetler için kullanılacak?
Derneğin resmi internet sitesinde 2026 yılı içerisinde çok sayıda tedarik ve alım ilanı yayımlandığı görülüyor.
Temmuz ayında ofis eşyaları için fiyat teklifleri istenirken; ardından yönetici koltuğu, uzman personel, store perde, klima, projeksiyon cihazı, televizyon, tabela, roll-up ve çeşitli promosyon malzemeleri için ilanlar yayımlandı.
Örneğin resmi sitede;
gibi çeşitli alımların duyurulduğu görülüyor.
Burada mesele televizyon, klima veya projeksiyon cihazı alınması değil.
Mesele kamu kaynağının hangi usulle, hangi fiyatla ve hangi firmalardan yapılan teklifler sonucunda harcandığıdır.
Kilimli’de konuşulan iddialar ise daha ağır.
Bazı çevrelerde, dernek üzerinden yapılan bazı satın almaların belirli kişi veya firmalara avantaj sağlayacak şekilde gerçekleştirildiği ileri sürülüyor.
Ancak burada kritik nokta şudur:
Bu iddialar mutlaka belgeleriyle ortaya konulmalı ve yetkili kurumlar tarafından incelenmelidir.
Çünkü bir internet sitesinde ihale veya tedarik ilanının yayımlanmış olması tek başına sürecin tamamen şeffaf ve rekabetçi olduğunu göstermeye yetmez.
Asıl açıklanması gereken;
Kaç firma teklif verdi?
Kimler teklif verdi?
Hangi teklif neden kabul edildi?
Piyasa araştırması nasıl yapıldı?
Alınan ürünlerin gerçek piyasa değeri neydi?
Ödemeler hangi firmalara yapıldı?
Faaliyet bazında toplam harcama ne kadar oldu?
Kilimli halkı bunları bilmek istiyor.
Derneğin başkanlığını Kilimli Belediye Başkanı Kamil Altun yürütüyor. 13 Şubat 2026 tarihinde TKDK ile sözleşme imza töreninde de Altun, Kilimli Yerel Eylem Grubu’nun başkanı olarak yer aldı.
Derneğin amacı resmi kaynaklarda; Kilimli ilçesi, beldeleri ve köylerinde yerel kalkınma stratejileri doğrultusunda çalışmalar yürütmek olarak açıklanıyor.
Bu amaç son derece önemli.
Ama tam da bu nedenle şeffaflık daha da önemli.
Çünkü kamuoyunun gözünde mesele artık sıradan bir dernek faaliyeti olmaktan çıkmış durumda.
Kamu desteği alan, kamu kaynaklarıyla faaliyet yürüten bir yapıdan daha fazla açıklık beklenmesi son derece doğal.
Bir başka soru da burada ortaya çıkıyor:
Kilimli halkının kaçta kaçı bu derneğin varlığından, görevlerinden, bütçesinden ve yaptığı faaliyetlerden haberdar?
Derneğin resmi açıklamalarında toplantılar, proje çalışmaları ve çeşitli faaliyetler yer alıyor. Örneğin 2026 yılında Halk Eğitim Merkezi ile iş birliği ve proje imkanlarının görüşüldüğü, ayrıca arıcılık eğitimi gibi faaliyetlerin gerçekleştirildiği görülüyor.
Peki bunların toplam maliyeti nedir?
Hangi faaliyete ne kadar para harcandı?
İşte kamuoyunun görmek istediği tablo budur.
Derneğin yönetiminde yer alan isimler konusunda da kamuoyunda çeşitli tartışmalar bulunuyor.
Ancak burada kişileri herhangi bir usulsüzlükle ilişkilendirmek yerine sorulması gereken soru çok daha açık:
Dernek yönetimindeki isimlerin seçilme kriterleri nedir?
Yönetim yapısı nasıl oluşturuldu?
Kamu görevi veya belediye geçmişi bulunan kişilerin dernek içerisindeki görevleri nelerdir?
Karar alma süreçlerinde herhangi bir çıkar çatışması oluşmaması için hangi mekanizmalar uygulanmaktadır?
Bunların tamamı belgeleriyle açıklanmalıdır.
Kilimli’nin zaten çözülmeyi bekleyen onlarca sorunu var.
Yol var.
Kaldırım var.
Çevre var.
Hava kirliliği var.
Altyapı var.
İşsizlik var.
Sosyal ve ekonomik sorunlar var.
Şimdi bunların arasına bir de “Yerel Eylem Grubu’nun milyonluk bütçesi nasıl kullanılıyor?” sorusu eklenmiş durumda.
Bu soruların cevabı verilmediği sürece tartışmaların büyümesi kaçınılmaz.
Kilimli Belediye Başkanı ve aynı zamanda dernek başkanı Kamil Altun’a açıkça soruyoruz:
14,8 milyon TL’lik destek hangi kalemlerde kullanılacak?
Bugüne kadar dernek tarafından kaç faaliyet gerçekleştirildi?
Bu faaliyetlerin toplam maliyeti nedir?
Kaç satın alma yapıldı?
Bu satın almalarda kaç firmadan teklif alındı?
İhaleleri ve satın almaları kimler değerlendirdi?
Hangi firmalara ne kadar ödeme yapıldı?
Derneğin tüm gelir-gider tablosu kamuoyuna açıklanacak mı?
Faaliyet raporları ve harcama belgeleri paylaşılacak mı?
Ve belki de en önemli soru:
Kilimli Yerel Eylem Grubu gerçekten Kilimli’nin kalkınması için mi çalışıyor, yoksa kamuoyunun daha yakından takip etmesi gereken başka bir yapı mı ortaya çıkıyor?
Biz kimseyi peşinen suçlamıyoruz.
Ama kamu kaynağı varsa soru sormak gazeteciliğin görevidir.
Eğer ortada her şey usulüne uygun, şeffaf ve mevzuata uygun yürütülüyorsa, belgeler ortaya konur ve bütün tartışmalar biter.
Kilimli halkı da cevabını alır.
Şimdi gözler Kamil Altun’da.
Kilimli’nin sorularına cevap verecek mi?
Yoksa bu sorular da daha önce yöneltilen diğer sorular gibi cevapsız mı kalacak?
KİLİMLİ HABER SORUYOR:
14,8 MİLYON NEREYE, NASIL VE KİMLER İÇİN HARCANIYOR?
ÇAKIR’A KAMUOYUNDAN TEK SORU: “ÖNCE KIZILAY’I MI KONUŞALIM?”
Kilimli’de siyaset kulisleri son günlerde Hakan Çakır’ın adı üzerinden hareketleniyor.
Yaklaşık 5 yıl Türk Kızılay Kilimli Şube Başkanlığı görevini yürüten Çakır’ın görevinden ayrılmasının ardından bazı siyasi partilerden teklif aldığı iddiaları gündeme taşındı. Çakır’ın siyasete girip girmeyeceği tartışılırken, ortaya atılan bu iddialar ilçede yeni bir tartışmanın da kapısını araladı.
Ancak asıl soru başka:
Hakan Çakır siyasete mi giriyor, yoksa siyasete giriş öncesi kamuoyu yoklaması mı yapılıyor?
Son günlerde bazı yayın organlarında “Hakan Çakır siyasete mi giriyor?” başlığıyla haberlerin çıkması, Kilimli’de bu sorunun daha yüksek sesle sorulmasına neden oldu.
Çakır’ın aktif siyasete girip girmeyeceği elbette kendi kararı.
Fakat siyasete girmek isteyen bir ismin önce kamuoyunun karşısına çıkıp geçmişte üstlendiği görevlerle ilgili sorulara cevap vermesi gerektiğini düşünenlerin sayısı da az değil.
KAMİL ALTUN İLE YAKINLIK NASIL BU NOKTAYA GELDİ?
Kilimli kulislerinde ayrıca Hakan Çakır ile Kilimli Belediye Başkanı Kamil Altun arasındaki geçmişteki yakın ilişki de konuşuluyor.
Çakır’ın Kızılay’daki görev sürecinde Altun ile yakın temas içerisinde olduğu ilçede bilinen bir durum olarak gündeme gelirken, bugün gelinen noktada iki isim arasındaki ilişkinin aynı sıcaklıkta olmadığı yönündeki değerlendirmeler de konuşuluyor.
İşte burada cevaplanması gereken soru daha da büyüyor:
Ne oldu da yakınlık yerini mesafeye bıraktı?
Bir dönem aynı fotoğraf karesinde yer alan isimlerin arasına ne girdi?
Kiminle kim ters düştü?
Hangi mesele iplerin kopmasına neden oldu?
Ve en önemlisi…
Kamuoyunun bilmediği hangi gelişme yaşandı?
Bu soruların cevabı verilmeden, yaşananların sorumluluğunu yalnızca Kızılay yönetimine yüklemek kamuoyundaki soru işaretlerini ortadan kaldırmıyor.
“SİYASETE GİRİYOR” HABERLERİ NEYİN İŞARETİ?
Çakır’ın siyasete gireceği yönündeki haberlerin peş peşe gündeme gelmesi de dikkat çekiyor.
Elbette bir kişinin siyasete girip girmeyeceğini kamuoyu değil, kendisi belirler.
Ancak siyasi geleceği konuşulmaya başlayan bir isim açısından geçmişteki görev döneminin de kamuoyunun gündemine gelmesi kaçınılmaz.
Üstelik Çakır’ın siyasete hangi partiyle, hangi görevle veya hangi siyasi yapılanmayla gireceğine ilişkin şu an için kamuoyuna açıklanmış kesinleşmiş bir bilgi bulunmuyor.
Bu nedenle “Çakır siyasete giriyor” başlığından çok, “Çakır siyasete hazırlanıyor mu?” sorusu bugün için daha fazla tartışma yaratıyor.
“KİLİMLİ’Yİ YÖNETMEYE TALİP OLACAKSA…”
Kilimli küçük bir ilçe.
Siyasi hafıza güçlü.
Kim kiminle yakın, kim kiminle ters düştü, hangi süreçte hangi isim nerede durdu; bunların tamamı ilçede konuşuluyor.
Bu nedenle siyasete soyunacak her isimden beklenen yalnızca yeni hedeflerini anlatması değil, geçmişindeki tartışmalı noktaları da açıklığa kavuşturmasıdır.
Çakır’ın siyasete girme ihtimali üzerinden ortaya çıkan en sert soru da tam burada ortaya çıkıyor:
Bir siyasi göreve talip olacaksa, önce Kızılay dönemine ilişkin kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerini gidermesi gerekmiyor mu?
Kızılay gibi Türkiye’nin en köklü yardım kuruluşlarından birinde yaklaşık 5 yıl görev yapan bir ismin siyasi geleceği elbette merak konusu olabilir.
Ancak siyaset yalnızca yeni hedefler anlatmak değildir.
Geçmişin hesabını vermek, sorulara cevap vermek ve kamuoyunun karşısına açık bir şekilde çıkmak da siyasetin gereğidir.
ŞİMDİ TOP ÇAKIR’DA
Hakan Çakır gerçekten siyasete girmeyi düşünüyorsa, kamuoyunun karşısına çıkıp açık konuşmasının tam zamanı.
Kiminle görüştü?
Hangi siyasi partilerden teklif aldı?
Teklif varsa hangi görev için yapıldı?
Kamil Altun ile neden ters düştü?
Kızılay görevinden ayrılmasının gerçek nedeni ne?
Kürşat Yağız ile yaşanan anlaşmazlığın perde arkasında ne var?
Ve en önemlisi:
Kızılay’da bıraktığı dönemle ilgili kamuoyuna söylemek istediği her şey nedir?
Bu sorular cevaplanmadan yapılacak her siyasi hamle, beraberinde yeni soru işaretleri getirecektir.
Çünkü Kilimli kamuoyu artık yalnızca “Hakan Çakır siyasete mi giriyor?” diye sormuyor.
“Çakır siyasete giriyorsa, önce geçmişindeki Kızılay defterini açıp kamuoyuna hesap verecek mi?” diye soruyor.
Şimdi gözler Hakan Çakır’da.
Konuşacak mı, susacak mı?
Kilimli kamuoyu cevabı bekliyor.
Milliyetçi Hareket Partisi’nde kongre süreci tamamlanma noktasına gelirken, Zonguldak siyasetinin kulislerinde dikkat çeken bir isim yeniden gündemin merkezine oturdu: MHP MYK Üyesi Murat Kotra.
Kotra uzun süredir kamuoyu önünde önceki dönemlere kıyasla daha sessiz bir görüntü verirken, Zonguldak’taki siyasi hamleleri ve teşkilat yapılanması üzerinden yeni bir yol haritası oluşturduğu yönündeki değerlendirmeler kulislerde konuşuluyor.
Ancak asıl soru şu:
Murat Kotra’nın Zonguldak’ta kurmaya çalıştığı siyasi denklem, Ankara’da da karşılık bulacak mı?
MHP, 2026 yılında ilçe ve il kongrelerini başlattı. Genel Merkez tarafından açıklanan takvime göre ilçe kongreleri tamamlandı ve il kongreleri de büyük ölçüde sonuçlandı. MHP Genel Merkezi, 13 Eylül itibarıyla 954 ilçe kongresinin tamamlandığını ve 62 il kongresinin gerçekleştirildiğini duyurdu.
Zonguldak’ta ise 12 Eylül’de gerçekleştirilen 15. Olağan İl Kongresi’nde Orhan Korkmaz tek listeyle yeniden il başkanı seçildi. Kongrede Murat Kotra da divan kurulunda görev aldı.
Buraya kadar her şey parti tüzüğü ve kongre takvimi açısından olağan.
Fakat siyaset kulislerinin konuştuğu asıl mesele bundan sonrası.
Çünkü kongre salonları kapandı, şimdi Ankara’da koltukların yeniden dağıtılacağı süreç başlayacak.
Murat Kotra’nın Zonguldak siyasetindeki etkisi uzun süredir tartışma konusu.
İl başkanlıklarında yaşanan değişimler, teşkilat içerisindeki görev değişiklikleri ve kongre süreçlerinde ortaya çıkan siyasi dengeler, Kotra’nın ismini sık sık gündeme getirdi.
Kotra ise 2026 yılında yapılan açıklamalarında teşkilatların sahada daha yoğun çalışacağını ve vatandaşla daha fazla temas kurulacağını ifade etti.
Ancak bugün gelinen noktada kamuoyunun sorması gereken soru daha farklı:
Kotra’nın kurduğu siyasi yapı, kendisini Ankara’da ne kadar taşıyabilecek?
Kotra ile gazetemiz arasındaki gerilim de kamuoyunun malumu.
Bir dönem televizyon ekranlarında gazetemizi hedef alan açıklamalar yapılırken, gazetemiz tarafından kendisine yöneltilen sorulara ise kamuoyu önünde açık ve net cevaplar verilmedi.
Daha sonra çeşitli kişiler üzerinden gazetemizle iletişim kurulmaya çalışıldığı yönündeki duyumlar da tarafımıza ulaştı.
Ancak bizim tavrımız hiç değişmedi:
Biz kişilere göre haber yapmadık.
Kim olursa olsun, kamuoyunun gündemindeki iddiaları sorduk.
Kim olursa olsun, geçmişi ve siyasi ilişkileri üzerinden değerlendirmeler yaptık.
Ve bugün de aynı noktadayız.
Gazetecilik, bir siyasetçinin hoşuna giden cümleleri yazmak değildir.
Gazetecilik, gerektiğinde soru sormaktır.
Kotra’nın geçmişte gazeteciliğimizi sorgulayan ifadeleri de hafızalarda.
Fakat burada kendisine basit bir soru yöneltmek gerekiyor:
Eğer biz gazeteci değilsek, geçmişte neden gazetemizi ziyaret ettiniz?
Bir medya kuruluşunun kapısını çalarken gazeteci olanlar, eleştiri yazınca neden gazeteci olmaktan çıkıyor?
Bu sorunun cevabını kamuoyu merak ediyor.
Bizim cevabımız ise çok net:
Biz dün ne yazdıysak bugün de onun arkasındayız.
MHP’de ilçe ve il kongreleri yapılırken teşkilat içerisindeki siyasi hesapların da devreye girdiği yönündeki değerlendirmeler Zonguldak kulislerinde konuşuldu.
Bazı isimlerin öne çıkarılması, bazı isimlerin yeniden teşkilatlarda yer alması ve farklı dönemlerde MHP’den uzaklaşmış isimlerin yeniden siyasi sahnede görünmesi dikkat çekti.
Kotra’nın kendisine yakın olduğu değerlendirilen isimleri teşkilat yapılarında konumlandırmaya çalıştığı iddiaları da kulislerde konuşulan başlıklar arasında.
Bunun gerçek anlamı ne?
Bugünün teşkilat listeleri, yarının siyasi hesapları için mi hazırlanıyor?
Siyasette bugünden yarının hesabını yapmak yeni bir şey değil.
Ancak MHP’nin 2027 yılında gerçekleştirmesi planlanan 15. Olağan Büyük Kurultayı yaklaşırken, Zonguldak’ta oluşturulan teşkilat dengelerinin Ankara’daki yeni MYK yapılanmasına nasıl yansıyacağı da merak konusu.
MHP’nin açıklanan takvimine göre 15. Olağan Kurultay’ın 7 Mart 2027 tarihinde yapılması planlanıyor.
Dolayısıyla bugün yapılan her siyasi hesap, yarın Ankara’daki büyük kurultay masasında yeniden değerlendirilebilir.
İşte bütün düğüm burada.
Murat Kotra bugün itibarıyla MHP MYK üyesi.
Nitekim 12 Eylül’de gerçekleştirilen MHP Zonguldak İl Kongresi’nde de MYK üyesi olarak divan kurulunda görev aldı.
Fakat yaklaşan büyük kurultayla birlikte MYK yeniden şekillenecek.
Kotra’nın yeni dönemde de MYK’da yer alıp almayacağına ilişkin şu an için resmi bir karar bulunmuyor.
Dolayısıyla bugün bazı çevrelerin “kesin kalır” veya “kesin gider” şeklindeki yorumları, siyasi değerlendirmeden öteye geçmiyor.
Ancak kulislerde konuşulan soru oldukça net:
Kotra’nın Ankara’daki siyasi desteği yeni dönemde de devam edecek mi?
Zonguldak siyasetinde uzun süredir konuşulan başka bir konu ise Kotra’nın Ankara’daki siyasi bağlantıları.
Bazı çevreler Kotra’nın MYK üyeliğinde İstanbul merkezli siyasi desteğin önemli rol oynadığını öne sürüyor.
Bu iddianın kamuoyu tarafından doğrulanmış bir belgeye dayanmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.
Fakat siyaset kulislerinde şu soru soruluyor:
Eğer Ankara’daki mevcut dengeler değişirse Murat Kotra’nın siyasi pozisyonu da değişir mi?
İşte cevap bekleyen soru tam olarak bu.
Murat Kotra’nın zaman zaman MYK üyeliğini Zonguldak üzerinden tanımlaması da ayrı bir tartışma konusu.
Elbette Kotra Zonguldak kökenli bir siyasetçi ve kent siyasetinde aktif.
Ancak MYK üyeliği bir ilin değil, MHP Genel Merkezinin siyasi karar mekanizmasının parçasıdır.
Bu nedenle “Zonguldak’ın MYK üyesi” söylemi siyasi açıdan güçlü bir yerel mesaj olabilir; fakat MYK üyeliğinin belirleyicisi Zonguldak değil, MHP’nin genel merkez yapılanması ve büyük kurultay iradesidir.
Asıl büyük soru ise burada başlıyor.
Murat Kotra’nın ilerleyen süreçte milletvekilliği adaylığı düşüncesinde olup olmadığı kamuoyunun merak ettiği konular arasında.
Ancak bugünden bunun kesinleştiğini söylemek mümkün değil.
Siyasette MYK üyeliği başka, milletvekili adaylığı başka bir süreçtir.
Ve geçmiş seçimlerde alınan oylar, siyasi performans, teşkilat desteği ve genel merkez tercihi gibi birçok değişken adaylık süreçlerinde etkili olabilir.
Dolayısıyla Kotra açısından asıl mesele yalnızca “MYK’da kalabilecek mi?” sorusu değil.
Bunun hemen arkasından ikinci soru geliyor:
“MYK’da kalsa bile Zonguldak’tan milletvekili adaylığı için gerekli siyasi zemini oluşturabilecek mi?”
MHP’de son sözü kimin söyleyeceği belli.
Kongre salonlarında listeler hazırlanabilir.
İl ve ilçe teşkilatlarında dengeler değişebilir.
Siyasi gruplar oluşabilir.
İsimler öne çıkarılabilir.
Ancak büyük kurultay sürecinde nihai siyasi tercih MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve parti organlarının kararlarıyla şekillenecek.
Bu nedenle Kotra açısından önümüzdeki dönem, bugüne kadar attığı adımlardan çok daha kritik olabilir.
Zonguldak’ta kurduğu siyasi denklem Ankara’da kabul görecek mi?
Mevcut MYK pozisyonunu koruyabilecek mi?
Yeni dönemde kendisine aynı siyasi alan açılacak mı?
Ve en önemlisi:
Kotra’nın Zonguldak’ta kurduğu hesap, Ankara’da da tutacak mı?
İşte bütün mesele burada.
Bizim açımızdan ise mesele çok basit.
Murat Kotra ister kızsın, ister tepki göstersin, ister cevap versin, ister vermesin…
Biz soru sormaya devam edeceğiz.
Çünkü siyasetçinin görevi kamuoyuna hesap vermek, gazetecinin görevi ise soru sormaktır.
Bugün Kotra’ya sorduğumuz soruların cevabı belki yarın ortaya çıkacak.
Belki de MHP’nin 7 Mart 2027’de yapılması planlanan büyük kurultayında tablo tamamen değişecek.
O gün geldiğinde herkes görecek:
Kim nerede duruyor, kim kimin yanında ve kim hangi hesabı yapmış?
Şimdilik perde kapalı.
Ama siyaset kulislerinde ışıklar yanıyor.
Ve biz o ışığın altında olup bitenleri yazmaya devam edeceğiz.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.