13 Ocak 2026 Salı

İki bakanlık bir araya gelip Türkiye Taşkömürü Kurumu’na sahip çıkamayacaksa, kusura bakmayın ama iki sayın bakana ne gerek var?
Beş milletvekili aynı masaya oturup Zonguldak için tek bir ortak duruş sergileyemeyecekse, o koltuklar neden dolu?
Herkesin ağzında aynı ezber cümle: “Önce işçi sağlığı ve iş güvenliği.”
Elbette! Buna kim itiraz ediyor?
Ama soruyorum: 2016’dan bu yana değişmeyen mevzuat bugün neden farklı yorumlanıyor?
Daha düne kadar “uygun” denilen maden ocakları bugün nasıl oluyor da bir kalemde kapatılıyor?
Eğer mevzuat buysa, müfettiş neden var?
Eğer müfettiş buysa, bugüne kadar neden işlem yapılmadı?
Yok eğer bugün yapılan doğruysa, o zaman yıllardır göz yuman herkesin yakasından neden tutulmuyor?
Bu yaşananların TTK’yı kapatmaya dönük bir operasyon olduğu yönünde ciddi yorumlar var.
Ve evet…
Madenci izliyor.
İşçi izliyor.
Eğer madenci bu işin art niyetli olduğunu düşünseydi, inanın çoktan kendini yerin altına kilitlemişti.
Sayın Enerji Bakanı’nın da bu gelişmelerden rahatsız olduğu söyleniyor.
Peki o zaman soralım:
İki bakanlık neden karşı karşıya?
Aynı devletin iki kurumu neden birbirine zıt kararlar alıyor?
Bu bir koordinasyonsuzluk mu, yoksa bilinçli bir kaos mu?
Daha önce müfettişler geldi.
Aynı maddeleri “eksiklik” olarak yazdılar.
Hepimiz hatırlıyoruz o günleri.
Peki soruyorum:
Bugüne kadar neden tedbir alınmadı?
Eğer alınmadıysa, TTK’nın o çok sayın, çok liyakatlı, çok çalışkan, çok güzel kalpli yöneticileri ne iş yaptı?
Şimdi iş mahkemeye taşınıyor.
Yürütmenin durdurulması istenecek.
Hakim ne yapsın?
Bilirkişi mi atasın?
Kararı durdursa “yarın başım yanar mı” diye düşünsün, durdurmasa “Zonguldak bana ne diyecek” korkusuyla mı yaşasın?
Ama asıl acı olan şu:
TTK’nın ekmeğini yiyip,
Hem kurumun hem işçinin sırtından geçinip,
Sonra da bu şehir böylesine kuşatılmışken sessiz kalan,
Hatta alkış tutan nankör, omurgasız, cibiliyetsiz bir tayfa varken gerçekten dış düşman aramaya gerek var mı?
Bu şehir çok şey gördü.
İhaneti de gördü, suskunluğu da…
Ama bu kadarını hak etmiyor.
Neyse…
Hani derler ya:
“Doğru neyse o olsun.”
Evet, doğru olsun.
Ama bu kez çabuk olsun!
Çünkü Zonguldak’ın sabrı da, madencinin nefesi de tükeniyor.
Kilimli ne tuaf bir ilçe oldu şehirdeki tüm ilginç ve tuaf şeyler Kilimlide yaşanıyor yada meydana geliyor.
CHP ilçe başkanı Şükrü Velioğlu göreve geldiğinden bugüne kadar hiçbir şey yapmıyor. Ancak göreve gelebilmek içinde kırk entrika çevirdi.
Daha öncede yazdım senin asıl işin muhalefet yapmak ama nerde o yürek sadece sessizce oturuyor ne şiş yansın ne kebap derdinde…
Birkaç il başkanı ile birkaç ufak parti içi organizasyonlarda fotoğraf çekitiriyor onun dışında varlığından kimsenin haberi
Yok
Şimdi soruyoruz sayın Velioğlu’na
Kilimlide Kimin ne işini gördün
Kilimlide hangi konularda muhalefet yaptın
Kilimlide hangi konularda belediye başkanına önerilerde bulundun
Kilimlide parti olarak be çalışmalarda bulundun
Kilimlide ne zaman caddede gezdin
Kilimlide ne zaman vatandaşların sorunları dinledin
Kilimlide yaptığın tek şey partiye yeni bir tabela yaptırmak oldu bunca yapman gereken varken sen git sadece tabela yaptır.
Ama zaten o koltuğa gelmendeki amaç belli ilk genel seçimlerde milletvekili adayı olmak ancak o ilk 5 te sana sıra gelir mi yada verirler mi bilinmez tek bir çözümün var.
Basacaksın parayı oda sende var paranın gücü ile bir ihtimal aday olursun. Kilimlideki partililerine ve delegelerinin önüne sadık koyalım ve soralım.
Şükrü Velioğlu milletvekili adayı olsun mu diye kendi partililerin yarısının oyunu bile alamazsın
Kilimli halkına sorarsak Kilimli seçmeninde ancak %5 sana aday ol diye oy verir bunların bir kısmında ya akrabandır ya eş dost yada çalışanlarınızdır.
Şimdilik
Kalın Sağlıcakla
AK Parti Merkez İlçe Seçimi ve Kilimli İlçe Seçimi, kongre öncesi temayül yoklaması yapıyor. Ancak günümüze kadar ortaya çıkan sonuç, kazananı gören veya duyan olmadı
Sözde demokrasinin adı altında dolaşıyorlar, ancak temayül yoklamalarından çıkan sonuçlar asla uygulanmıyor. Bugünkü temayı yoklamasında da aynı sonucun ortaya çıkacağını hem partililer hem de adaylar çok iyi biliyor.
Bugünkü temayül yoklamasında AK Parti Kilimli İlçe Seçimi için Bekir Aydın, Burhan Karadöngel, Mustafa Karakoca, Seyit Özkeskin, Meral Çevik ve Ali Kemal Ofluoğlu’nun aday olduğu öğrenildi. Ancak tüm adaylar iyi biliyor ki ama temayül sadece formaliteden ibaretti. Seçimin sonucunu Kamil yıldızlar muhteşem bir şekilde belirleyecek.
Adayların birkaçı zaten mevcut yönetimde yer alan adlarıyla. Bekir Aydın ise Belediye Başkanı Kamil Altun’un en yakın arkadaşlarından biri. Zaten Kamil başkana da böyle biri lazım; emir eri olsun diye her şeyi yapıyordur.
Ali Kemal Ofluoğlu, bir önceki dönemde günlük için çok çaba harcadı. Ancak Kamil başkanla yaptığı görüşmede, başkanın kendisine söz vermesini dile getirmişti. Ama unuttuğu bir şey vardı; Kamil başkan sağ gösterip sol vurur. Ofluoğlu da buna maruz kaldı, ama su payı olarak Kilimli Spor Yönetimi’ne alındı. Başkan Kamil, kendi kendine akıllı oynamaya çalışırken, ancak hamleleri parkta oynayan çocuklar kadar hazır belli
Adaylar arasında kim Kamil başkana yakınsa,
Kim Kamil başkana yalakalık yapmazsa,
Kim Kamil başkanın emir eri olacaksa,
Kim Kamil başkana kendini kullandıracaksa,
Kim Kamil başkana söz söylemeyecekse, işte ilçe başkanı
Devamı ve ayrıntılar yakında…
Şimdilik
Kalın Sağlıcakla
MHP, Zonguldak’ta uzun süre önce kan kaybetmeye başladı. Bu süreç eski il başkanı Hamdi Ayan ile başladı ve devam etti. Hamdi Ayan, kendince parti içerisinde başarılar elde ettiğini her zaman dile getirse de, bu tam tersidir.
Hamdi Ayan’ın partiye birçok konuda ihanet ettiği ve zarar verdiği iddiaları bana ait değil, onunla görev yapan ve parti içerisinde yer alan kişilere aittir. Şahsen Hamdi Ayan ile herhangi bir sorunum yoktur, olamaz da zaten; ancak bu iddiaların muhatabı kendi arkadaşları olmuştur. Bizim de bildiklerimiz vardır.
Partiye yaptığı en büyük ihanet ise tüm Zonguldak halkının ve partililerin bildiği gibi İ. Varol Demirköse’yi partiye il başkanı yapmasıdır. Parti, kurulduğu günden itibaren hiç bu kadar köşe başlarında konuşulmamıştı. Hiç bu kadar kötü bir şekilde, ahlaksızca anılmamış ve konuşulmamıştı.
Ancak İ. Varol Demirköse, bu partiye yapılmış en büyük ihanet olarak anıldı. Başarısız olduğu gibi, birçok konuda da menfaatsizce anılır hale getirdi. Ona sorsanız, asla böyle bir şey olmadı der; ancak hiçbir şekilde kendini kamuoyunda aklayamadı. Milletvekili adaylığını bahane ederek görevinden ayrıldı. İ. Varol Demirköse’ye ayrı bir yazımda özel yer vereceğim.
Varol Demirköse sonrası gelen genç, istekli ve maddi sorunu olmayan Mustafa Öztürk, partiye bir şeyler kattığı aşikârdır; ancak onun da partiye verdiği zararlar olmuştur. Bir il başkanı yalan konuşmaz ve tutamayacağı sözleri asla vermez. Hele ki bu kişi MHP il başkanıysa, ancak Mustafa Öztürk’ün de bu tür hataları vardı.
Ancak onun en büyük şanssızlığı, onu göreve getirmek için elinden geleni ardına koymayan Murat Kotra oldu. Her şeyiyle mücadele etti, ahlaklı veya ahlak dışı olarak, ve bunu başardı.
Sonrasında ne oldu da Mustafa Öztürk ve Murat Kotra ters düştü, yollarını ayırdılar. Kotra, Öztürk’ü görevden aldırmak için büyük çaba sarf etti.
Aralarındaki en büyük sorun rant mıydı, yoksa başka neler vardı? Bunların da sırası gelecektir. MHP yazı dizisinin peşinden CHP ve AKP içerisindeki konuları da sıraya aldım.
Bu saatten sonra kimse hayatında rahat uyumasın, tabi ki kafası ve vicdanı rahat olanlar hariç…
Kalın sağlıcakla,
Şimdilik.