AYKIRI BİLGE – KÖŞE YAZISI

Gazeteciliğe başladığım yıllarda, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ne üye olmak için gerekli tüm evrakları tamamladım. Dönemin cemiyet başkanı Derya Akbıyık’a bizzat teslim ettim. Kendisi de açıkça, “Üyeliğinde bir sorun yok” diyerek sürecin tamamlanacağını ifade etti.
Ancak zaman geçti. Cemiyetin seçim süreci yaklaştı. Ben de doğal olarak meslektaşlarla görüştüm, “aday olur muyum?” diye nabız yokladım. İşte ne olduysa o noktadan sonra oldu.
Söz verilen üyelik bir türlü yapılmadı.
Burada durup sormak gerekiyor:
Bir cemiyet başkanı, kendisine rakip olabileceğini düşündüğü bir gazetecinin üyeliğini bekleterek, fiilen engelleyebilir mi?
Gazeteciler Cemiyeti bir kişisel güvenlik alanı mıdır, yoksa bir meslek örgütü mü?
Benim yaşadığım süreç bununla da sınırlı kalmadı. Üyeliğim yapılmadığı gibi, gazetemizin çeşitli kurumlarla olan abonelik ilişkilerinin kesildiğini, bazı kapıların kapandığını, bazı telefonların cevapsız kaldığını gördük. Elbette kimse çıkıp “şu yüzden yaptık” demedi. Ama bu şehir küçük. Gazetecilik kulisleri de öyle.
Ortaya çıkan tablo şuydu:
Yanında olan var, dışında kalan var.
Yakın duran korunuyor, mesafeli olan görmezden geliniyor.
Bu noktada bir iddiayı değil, bir algıyı yazıyorum:
Gazeteciler arasında uzun süredir konuşulan bir rahatsızlık var. Cemiyetin, tüm gazetecilere eşit mesafede durmadığı yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda. Bu kanaat, sadece benim yaşadıklarımdan ibaret değil; fısıltı halinde, açık açık, yıllardır konuşuluyor.
Cemiyetin zaman zaman kamuoyuna servis edilen “araba aldık, yenisi geliyor, şöyle hizmet ettik” açıklamaları ise sahadaki bu rahatsızlığı örtmeye yetmiyor. Çünkü mesele bina, araç ya da vitrin değil; mesele adil temsil.
Soruyorum:
– Üyelik şartlarını yerine getiren bir gazetecinin üyeliği hangi gerekçeyle yıllarca bekletilir?
– Aynı şehirde, aynı mesleği yapan gazeteciler arasında neden fiili bir ayrım hissi oluşur?
– Cemiyet başkanı, bazı gazetelerin önünü açarken bazılarının yolunu neden tıkadığı izlenimi verir?
Bunlar hakaret değil.
Bunlar iftira değil.
Bunlar bir gazetecinin, kamuoyuna sorduğu meşru sorular.
Daha da önemlisi şu:
Eğer her şey şeffafsa, eğer herkes eşitse, eğer cemiyet gerçekten tarafsızsa; bu sorular neden yıllardır cevapsız?
Asıl düşündürücü olan ise sessizlik.
Bu şehirde pek çok gazeteci bu rahatsızlığı konuşuyor ama yüksek sesle dile getirmiyor. Kimi ekmeğinden korkuyor, kimi dışlanmaktan, kimi de “başımıza iş almayalım” diyor.
Ama gazetecilik tam da burada başlar.
Korkunun olduğu yerde cemiyet değil, itaat düzeni vardır.
Gazeteciler Cemiyeti; başkana, bir gruba ya da bir çevreye ait değildir.
Gazeteciler Cemiyeti; gazetecilerin tamamına aittir.
Eğer bu böyle değilse, sorun benim yazdıklarımda değil; cemiyetin aynaya bakamamasındadır.
Ben yazmaya devam edeceğim.
Çünkü gazetecilik, susarak değil, sorarak yapılır.
GÜNDEM
Az önceKÖŞE YAZARLARI
41 dakika önceGÜNDEM
2 gün önceKÖŞE YAZARLARI
3 gün önceGÜNDEM
3 gün önceGÜNDEM
3 gün önceÖZEL HABER
4 gün önce